GENÇ İLTER

Hayatımızdaki Gizli Gizsiz – II

07.08.2020
323
Hayatımızdaki Gizli Gizsiz – II
Reklam

 

Hayatın içinde pek çok ilişki içindeyiz. Dolayısıyla da iyi kötü pek çok olay ve durum deneyimliyor ve iyi veya kötü etkileniyoruz. Önceki yazımızda hayatımızdaki gizli gizsiz bir durumdan, psikolojik şiddetten bahsetmiştik. Çok fazla alt başlığı olmakla birlikte bir kısmına daha değinmek üzere yeniden yazımıza devam edelim. Aile içinde veya dışında zaman içinde meydana gelen kötü niyetli bir davranış biçimi olan duygusal istismar durumunun altında  bazı etmenler yatar. ….

Aile içinde veya dışında zaman içinde meydana gelen kötü niyetli bir davranış biçimi olan bu olumsuz durumun altında ise bazı etmenler yatar. Genel anlamda güç, otorite elde etme üzerine bu davranışa yönelen kişiler de ani duygusal değişimler, duygularını kontrol etme de güçlük, şüphe ve kıskançlık gibi özellikler de yaygın görülen özelliklerdir. Güç sahibi olmakla güçlü olmanın yanlış algılanması da mevzu açısından önemli bir sorun tanımlama olabilir. Bir şeye sahip olarak güçlü olunmayacağını, kişinin kendini tanıyıp zayıf ve güçlü, yetenekli yönleriyle kendini yönetmesi ve olumlu tutum ve davranışlarla da bunu pekiştirmesi gerektiğini fark etmesi gerekebilir.

Yukarıda da yer yer bahsettiğim gibi davranışın pek çok uygulanma şekli mevcut. Tehditler, sürekli özel hayata ilişkin eleştiriler, dikkate alınmama, sözlerin devamlı kesilmesi, tanımama, manipülasyon, korkutma, yoksun bırakma, saldırganlık, suçlama, lakap takma vb. bu tutumlar uzun sürede mağdurun üzerinde de öz değeri, benliği ve duygusal refahı zayıflatma, azaltma etkisi yapar. Yapılan bir araştırmada aile içinde bu duruma maruz kalan kadınların daha fazla jinekolojik sorun yaşadığını, erkeklerin ise yüksek oranda travma sonrası stres bozukluğu ve uyuşturucu bağımlılığı sergilediği bildirilmektedir. Bu davranışa iş veya okul ortamlarında maruz kalındığında ise psikolojik stres ve sağlık bozukluğu, motivasyon kaybı, tekrarlama korkusu, dedikodu ve küçük düşürülme kaygısı, güven kaybı, depresyon, anksiyete, uykusuzluk, yeme bozuklukları, panik atak gibi sonuçlar doğurabilmektedir.

 

Önlemesinden bahsetmeden önce hayatımızda nerelerde sıklıkla görebildiğimizden de kısaca bahsetmek istiyorum. Çocuklardan başlayacak olursak yukarıda bahsini yaptığım akranlar arasında olan dışında belki de daha çok toplum baskısı şeklinde de kendini gösteren, öğrencilere sınav, okul, meslek tercihi konusunda yapılan baskı yoluyla bir olumsuz tutumdan bahsedebiliriz. Bu konudaki her tutum illaki şiddet değil elbette ancak sınavlarda iyi not alma baskısı kimi ebeveynler tarafından devamlı olarak uygulanmakta. İlgisi veya yeteneği farklı ve çeşitli olmasına karşın her dersin iyi olması gerekliliği, puanı yetse de yetmese de doktor, avukat gibi seçilmesi gerek algısı oluşturulan mesleklere yönlendirilmesi, ödül-ceza uygulaması, okul içinde hocaların not veya ödev ile korkutmak suretiyle öğrencilere sürekli baskı uygulaması örneklerden bir kısmı olabilir. Benzer şekilde çalışma ortamlarında da makam ve mevki durumuna göre benzer davranışlar, yeni ve tecrübesiz genç personele karşı bazı davranışlar şeklinde de görülebilir. Erkeklere iş edinme, sorumluluk ve para kazanma, kadınlara erkeklere de olabileceği gibi evlilik, çocuk baskısı da başka örneklerden. İlişkilerde de evlilik esnası ve öncesi olarak tarafların birbirine devamlı uyguladığı pek çok duygusal istismar örnekleri görmek mümkün.

Önlem almak için öncelikle sorunu fark edip tanımlamak gereklidir. Sadece duygusal / psikolojik kötü muamele biçiminde çocuk istismarı tanımlamak ve önlemek en zor olanıdır. Çünkü fiziksel sonuçlar görmeden böyle bir durumun varlığının tespiti zor olabilir. Bir çocuğun duygusal istismarı genellikle ebeveynler veya bakıcılar tarafından çocuğun bilişsel, duygusal, psikolojik veya sosyal gelişimine ciddi şekilde müdahale edebilecek bir davranış modeli olarak tanımlanır. Bazı ebeveynler stres, zayıf ebeveynlik becerileri, sosyal izolasyon ve mevcut kaynakların eksikliği veya çocuklarının uygunsuz beklentileri nedeniyle çocuklarına duygusal ve psikolojik olarak zarar verebilir. Bunun dışında aile içi başka bir durumda da mağdurun karşılaştığı durumu bir istismar olduğunu değil bir hatası vs. gibi bir durumdan ötürü hak ettiği bir tutum olduğunu ve kendini suçladığı da görülebilir.

 

Konuyu dar kapsamda pek ele alamadım ancak konuyla ilişkili bir iki mevzuya da sizinle paylaşıp sonuca varmak istiyorum. Tüm bu bahsettiklerimiz dışında şöyle bir durumdan da belki söz edebiliriz. Son yıllarda medyada çok daha fazla duyduğumuz kadına karşı olumsuz tutum haberleri ile modern hayatta yaygınlaşan ve kimi kişiler tarafından abartılarak belki de farklı bir şiddet durumuna gelen feminizm ile birlikte de kadınların uyguladığı şiddet artmakta olabilir. Medyanın daha çok duyurması geçmiş ve günümüz arasında şiddetin azaldığı veya arttığı ile ilgili kesin bir bilgi vermeyebilir. Bilinmeyen, saklı ve sessiz kalınan pek çok durum olabileceğini de göz önünde bulundurarak bu kararı yine yüzde yüz oranda olmasa da araştırmalar ve ilgili resmi/sivil kurum ve kuruluşlar tarafından belirlenebileceğini de göz önünde bulundurmalıyız. Bu tabi demek değil ki bu olumsuz davranışı kadına, erkeğe, hayvanlara ve canlı olan yeşile doğaya, her varlığa uygulayanlar rahatça dolaşsın, bizler mağdur olalım. Elbette kendimizi veya başkasını böyle bir durum söz konusu oluğunda korumalıyız. Ve şiddete dur demek için onu daha çok insana duyurmaktan da öte onu durdurmak için önce kendimize, yakınlarımızı gözlemlemek ardından da olumlu durum, düşünce ve davranışlar üzerine yoğunlaşarak tanımlanmış olan sorun üzerine olumlu yönde işler ve çalışmalar yapmalıyız. Olumsuz kelimelerinin kullanımının yaygınlaşması ve normalleşmesi, bu durumları daha çok dile getirmektense, olumlu düşünceler üzerine yoğunlaşmanın önemi ise kelimelerin de etkisi gibi geniş bir konuya girmekle birlikte başka bir yazıya bırakmış olalım.

Son olarak kültür boyutuna biraz değinecek olursak, pek çok insan tarafından, özelikle Türk ve İslam kültüründe ataerkil toplumun doğurduğu bir etken olarak söylenmesine karşın yapılan pek çok araştırma tam bir kriter veya kriterler belirlenemeyeceğini de göstermektedir. Aynı, cinsiyetten de doğrudan etkilenmemesi gibi. Ayrıca psikolojik ve fiziksel şiddetin sadece bizim toplumumuzda değil tüm dünyada oldukça fazla örnekle görmekte ve pek çoğunu da görememekteyiz. Avrupa’da Amerika’da da gerek ırkçılık kapsamında gerek cinsiyet bağlamında, iş sektörlerinde dengesiz maaşlar vb. şekilde örnekler (zamanla bu tip bazı durumları aşan ülkeler elbette mevcuttur. Bu bir genelleme değildir.) görmek de mümkündür. Bu yüzden buna ek olarak kültür bağlamında Türk veya İslam kültüründen kaynaklanmaktadır düşüncesine de naçizane olarak katılmadığımı birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum. Gerek Türk boylarında gerek İslamiyet’te kadınlara verilen değer örneklerle görülmektedir. Türk boylarında kadınların savaşçı niteliklere sahip olması, at binme ve ok kullanma gibi erkeklerin de edindiği becerilere sahip olması ve obanın başında bulunabilmesi; İslamiyet öncesinde (cahiliye devrinde güya okumuş bilgi sahibi pek çok insan olmasına rağmen aynı insanların olduğu yerde) diri diri gömülen kız çocuklarının, eşya gibi alınıp satılan kadının ve erkeğin de yerine İslamiyet’te bu olumsuz davranışların yasaklanması, kız çocuklarına kadına verilen değer ve kıymetin asli kaynaklarda yazılı ifade ve yaşanmış olayların aktarımında görülebilmesi; Osmanlı döneminde kadınların pek çok beceri, ilim, bilim, sanat vb. alanlarda eğitim görmesi ve bunlara binaen vazifeler edinmesi bu örneklerden bazıları. Kültürün de zamanla bozulması, asimile olması, uygun ve tam anlamıyla anlaşılıp aktarılmaması ve uygulanmaması konusunun gerçekliğini de bu örnekler dışında yakın gelecekte de görmek mümkündür. Mevzu insan olunca çok değil pek çok değişken olduğunu ve belki de tek bir doğru diyebileceğimiz bir şeyin olmadığını da görmekteyiz. Bu yüzden genelleme değil de sorunları özel olarak fark edip tanımlamak, cinsiyet, yaş ve konuma bakmaksızın değerlendirip düzeltmek, iyileştirmek yönde çaba sarf etmeliyiz.

Mevcut hali iyileştirmek adına ilk adım eksikleri ve sorunları tanımlamaktır, tıpkı hayatın her aşamasında bir sorunu çözmek için gerektiği gibi. Ardından da en uygun çözüm yolu belirlenerek ona göre hareket etmektir. Çevremizde veya kendimizde kimi zaman normal olarak algıladığımız, öğrendiğimiz davranışlarda dahi fark etmeden çevremize veyahut kendimize zararlarımız olabilir. Tanımlarken bunu da düşünmeliyiz belki. Ve hayatımızda küçük büyük elbette birçok sorun var. Bir kısmı hayat için, ilerleyebilmek için gerekliyken bir kısmı da gerekmemektedir. Bunu belirlemekte umarım başarılı olur ve daha güzel zamanlara en kısa zamanda kavuşmuş oluruz. Dayanmayıp uzun yazdığım yazının sonuna kadar geldiğiniz veya gelemediğiniz için size çok teşekkür ederim, bolca sevgi ve muhabbetle…

 

28.07.2020 Betül AKBAŞ

*Bu yazının ilk parçası:

Hayatımızdaki Gizli Gizsiz – I

*Yararlandığım bazı kaynakları okumak dilerseniz buraya bırakıyorum:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/745798

https://en.wikipedia.org/wiki/Psychological_abuse#cite_note-22

*Konu üzerine okumalar yapmak isterseniz:

https://www.sciencedirect.com/topics/psychology/psychological-violence

http://www.sosyolojidernegi.org.tr/s/2300/i/2013-2-SosDer-adak-nursen.pdf

*Benzer bir yazımız:

https://www.gencilter.com/anitsayac/

Reklam
BİR YORUM YAZIN

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Safiye AKBAŞ dedi ki:

    Tebrikler, günümüzdeki sorunlara bakış açısı güzel özetlenmiş, daha kısa olamazdı..

GENÇ İLTER © Tüm Hakları Saklıdır. - 2021
Tüm haklarımız tarafımızca korunmaktadır. Bu siteden hiçbir yazı veya makale izinsiz kopyalanamaz çoğaltılamaz.