GENÇ İLTER

NİSAN KADINLARI

23.10.2020
325
NİSAN KADINLARI
Reklam

“Kadını bir gürültüye sapladılar.
Evler tıkırtıydı, tıkırtıydı, tıkırtı
kahkahamın düşürdüğü çiçekleri bulamadılar
fırtınalı bir geceydi çünkü bulamadılar
bombalar, bö sesleri, savaş alaborası…
Yaşamak bir tıkırtıydı, aldırmadılar.”

Kadınlara dair çok söz söylenmiş, çok şey yazılıp çizilmiştir yaşadığımız bu coğrafyada…
Ataerkil düzenin getirdiği bir yaşam biçimi olarak kadınların hayatı, onlara sorulmadan
düzenlenmiş, genellikle yazılı olmayan kurallar çerçevesinde hayatları belirli yükümlülükler
altına girmiştir. Toplum onlardan evde kalmalarını, çocuk bakmalarını, temizlik yapmalarını,
çocuklarına ve eşlerine saçlarını süpürge etmelerini ve yapılan tüm fedakarlıklarını gururla
anlatmalarını beklemiştir. Kadınlara da işte bu müesses nizam altında pek bir söz hakkı
tanınmamış ne yazık ki…. Yeri gelmiş çocuk yaşta evlendirilenler olmuş, yeri gelmiş ev işleri
içinde benliklerini kaybetmiş ve robotik bir çarkın hissiz birer dişlisi olmuşlar, yeri gelmiş
sevmişler ama kavuşamamışlar, yeri gelmiş ağlamışlar, yeri gelmiş hayatın kadını olmuşlar
ve etlerinden başka bir şeyleri umursanmamış, yeri gelmiş yalnız kalmışlar bir tekme de en
yakınları atmış, yeri gelmiş canları yanmış, yeri gelmiş öldürülmüşler ya da Nazım’ın
söylediği gibi hiç yaşamadan ölmüşler. “Peki kim bu kadınlar” diye soracak olursanız, artık
bir adları var. Onlar Nisan Kadınları…
Nisan Kadınları Bin Dallı Edebiyat Topluluğu tarafından kaleme alınan ve birkaç aydır
raflarda olan, içerisinde kadınların yaşadığı toplumsal sorunlara dair birçok tanıdık hikâye
barındıran bir öykü kitabı… Bir başka deyişle kadınların hikayeleri kadınların dilinden
anlatılıyor… Bunun yanında kitapta birkaç erkek yazar tarafından yazılmış öyküler de var.
Birçok hikayesi duygu yüklü olan kitapta yazarlar, kadınların toplum içinde yaşadığı sorunları
teker teker ele alırken, kadınların hayata kattığı rengi de çok güzel yansıtmışlar. Kitapta
bulunan neredeyse her öyküde, kadına dair bir acıyla, bir sitemle, bir öfkeyle ya da bir
fedakarlıkla karşılaşıyorsunuz. Bunun yanında kitabın sahip olduğu samimi ve objektif üslup
günümüzün popülist konularından sizi uzak tutarak, kadınların yaşadığı sorunlara daha
somut bir bakış açısıyla bakmanızı sağlıyor. Kitabın objektifliğine dair bir güzel husus da
kadınların, kadınlar tarafından yaşadığı sorunlara da değinmesi denilebilir. Birkaç hikâye de
ele alınan Türk aile yapısındaki “Gelin- Kaynana Gerginliği” konusunu, bu sorunlara örnek
olarak verebiliriz.
Kitabın bana kalırsa en güçlü yanı, okuduğunuz hikâyeye bir kadın gözüyle baktırabilmesi ve
adeta o hikayedeki kadınla sizi konuşturabilmesi diyebilirim. Bu sayede eşinden şiddet
görmüş bir kadının neler çektiğini anlayabiliyor, bir cinayete kurban giden kadının acısını
hissedebiliyor, hayatı dört duvar arasında ev işleriyle geçmiş bir kadının öfkesini
anlayabiliyor, erken yaşta evlendirilmiş bir kadının elinden uçup gitmiş hayatının hüznünü
hissedebiliyor, hayat arkadaşını kaybedip yalnız kalan bir kadının yediği dul damgası ile ne
tür sorunlar yaşayabileceğini görebiliyor, her türlü aile baskısına rağmen okumak ve kimseye
muhtaç olmak istemeyen bir kadının mücadelesine saygı duyabiliyor ve belki de yıllardır yanı
başımızda yaşanan bu olayların toplum içinde ne kadar sıradanlaştığı gerçeği ile ilk kez bu
kadar yakından yüzleşiyorsunuz. Kendi adıma hissettiklerimi bu şekilde özetleyebilirim…
Nisan Kadınları kitabından benim anladığım ya da kitabın bana göre vermek istediği mesaj,
kadınların ev işi yapmaması gerektiği, eşlerine ve ailelerine bağlı olmaması gerektiği, hayatı
bütün arzularıyla ferdiyetçi bir bakış açısıyla yaşaması gerektiği değil… Kitap sadece
kadınların artık bir birey olarak kabul edilmesi gerektiğini ve erkeklerin ne bir adım gerisinde
ne de bir adım ilerisinde olduğunu, aksine bu hayatın zorluklarını göğüslemek için erkeklerin
hemen yanında mücadeleye etmeye hazır olduğunu vurguluyor. Kadınlara dayatılan
toplumsal normların artık günümüz dünyasında bir geçerliğinin kalmadığını, hiçbir kadının ev
işini yaparak ya da çocuk bakarak hayatını yaşamak zorunda olmadığını, bunu ancak
kendisi isterse yapacağını vurguluyor. Kadınların da özgürlükler noktasında erkeklerden bir
farkı olmadığını ortaya koyuyor. Tüm bu realitenin gerekliliklerini de geçmişten günümüze
ataerkil düzenin getirdiği acı tecrübelere değinerek anlatıyor.
“Kadını bir dilime katık ettiler” diye devam ediyor İsmet Özel yukarıda alıntıladığım şiir de,
Nazım Hikmet “Soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen” diye ekliyor, ve noktayı Sennur
Sezer koyuyor, “Öyle yakınımda ki seçilmiyor yaşamanın çizgileri” …

Onur Oruç

Reklam
BİR YORUM YAZIN

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

GENÇ İLTER © Tüm Hakları Saklıdır. - 2021
Tüm haklarımız tarafımızca korunmaktadır. Bu siteden hiçbir yazı veya makale izinsiz kopyalanamaz çoğaltılamaz.